Powered By Blogger

20 Aralık 2009 Pazar

Alışveriş Merkezleri-Tüketim-Pazarlama ve Perakendecilik

NEHİR GERGİN
Bu Araştırma 2007 Yılında Hazırlanmıştır.
TÜRKİYE’DE ALIŞVERİŞ MERKEZLERİ VE TÜKETİM ALIŞKANLIKLARININ DEĞİŞİMİ İLE BİRLİKTE PERAKENDE PAZARLAMASINA ETKİLERİ
Türkiye'de son yıllarda alışveriş merkezlerinin sayısı hızla artmaya başladı. Artan sayıyla birlikte alışveriş merkezlerinin büyüklükleri ve kaliteleri de tartışılmaya başlandı.
Alışveriş merkezlerinin günlük hayatımızdaki yeri her geçen gün artıyor. İlk olarak 1988'de 42 bin metrekarelik alana sahip Galleria-İstanbul ile alışveriş merkezleriyle tanışan Türkiye'de, 17 yıl sonra bugün, alışveriş merkezlerinin kapladığı toplam alan 1.9 milyon metrekareye ulaştı.
Toplam alışveriş merkezi sayısı ise 92 oldu. Ama DTZ Pamir&Soyuer Gayrimenkul Danışmanlık'ın hazırladığı rapor, Türkiye'de bu konuda hala ciddi bir potansiyel bulunduğunu ortaya koyuyor. Potansiyelin çekim merkezi ise İstanbul. Halihazırda Türkiye'deki toplam alışveriş merkezlerinin yüzde 41'i İstanbul'da bulunuyor. Anadolu'da ise başta Ankara ve İzmir olmak üzere İzmit, Diyarbakır, Antalya, Gaziantep, Kayseri, Bursa, Konya gibi 20 ilde alışveriş merkezleri bulunuyor.
Uzmanlar, İstanbul’da iyi bir konum ve mağaza karmasına sahip, ulaşımı kolay olan aynı zamanda sineması bulunan ve ana kiracısı hipermarket olan bir alışveriş merkezinin, yılda ortalama 15-18 bin ziyaretçi aldığını belirtiyor. Bu rakamın nüfus ve ekonomik koşullara göre değişmekle birlikte, Anadolu kentlerinde ise 10-12 bin kişi arasında değiştiği kaydediliyor.
Bin kişiye 75 metrekarelik alan
DTZ ortaklarından Firuz Soyuer, İstanbul'da her bin kişiye 75 metrekarelik alışveriş merkezi alanı düşmesine karşın, Avrupa kentlerinde bu rakamın 300 metrekareye kadar tırmandığını belirtiyor. Soyuer, başta İstanbul olmak üzere, Türkiye'de alışveriş merkezlerinin hızla artacağını öngörüyor. Günümüzde 92 adede ulaşan alışvriş merkezlerinin hem adet, hem de alan olarak yüzde 41'inin İstanbul'da bulunduğunu hatırlatan Soyuer, "Şu anda İstanbul'da 39 alışveriş merkezi aktif durumda. Ama planlanan ve yapım aşamasında olan 19 yeni proje ile İstanbul bu konudaki liderliğini sürdürecek" diyor.
Bu tür yatırımlarda bazı noktalara dikkat edilmesi gerektiğini belirten Soyuer, "Ekonomik refah düzeyi, arzın sunulduğu lokasyonun nüfus yoğunluğu ve kişilerin alışveriş tercihlerinin ne kadarını bu tür merkezlerden karşılamayı tercih ettikleri gibi etkenler, yatırım kararında önemli kriterler. Örneğin ABD'de toplam alışverişin yüzde 50'si alışveriş merkezlerinden karşılanırken, bu oran Avrupa'da yüzde 25'lere düşüyor. Türkiye'de ise yüzde 10'larda. Bu tablo da yatırımcıları bu konuda haklı çıkarıyor" diye konuşuyor. Cevahir Alışveriş ve Eğlence merkeziyle İstanbul'da toplam alışveriş merkezi alanının 858 bin metrekareye ulaştığını belirten Soyuer, bu rakamın bir kaç yıl içinde ikiye katlanacağını söylüyor.
Hangi alışveriş merkezi neden en büyük?
Alışveriş merkezlerinin gelişimi sadece Türkiye'de değil, dünyada da hızlı biçimde sürüyor. Soyuer bu konuda ise en büyük potansiyelin başta Çin olmak üzere Güney Asya ülkelerinde olduğunu vurguluyor. Bunun nedeni ise güçlü nüfus yoğunluğu ve ekonomideki hızlı gelişim.
Peki Türkiye'deki alışveriş merkezleri, dünyadaki örnekleriyle karşılaştırıldığında nerede duruyor? Bu konuda bir sınıflama ya da sıralama bulunuyor mu? Soyuer, bu sorunun iki farklı cevabı olduğunu söylüyor. Nitelik olarak Türkiye'deki alışveriş merkezlerinin, Avrupa veya Amerika'dakilerden farkı olmadığını savunan Soyuer, "Bir Amerikalı alışverişte nasıl davranıyorsa, Çinli de Türk de aynı biçimde davranıyor. Söz konusu alanlarda bulunan markalara bakıldığı zaman hepsinin zaten küresel olduğu görülüyor. Farklılık yaratan unsurlar arasında ülkelerin mimarisi ve damak zevki sıralanabilir" diyor.
Cevahir büyük
Alışveriş merkezlerinin sınıflandırılması konusunda İngiliz ve Amerikan kökenli iki farklı uygulama bulunduğunu anlatan Soyuer, "Örneğin alışveriş merkezlerinin çıktığı Amerika kökenli Uluslararası Alışveriş Merkezleri Derneği, International Council of Shopping Centers (ICSC) kriteri, söz konusu yerlerin sahip olduğu kiralanabilir alanın büyüklüğü olarak kabul ediliyor. Buna göre bir merkezin büyüklüğü toplam alan, mağaza sayısı ya da kaç kiracısının bulunduğuyla değil, tamamen kiralanabilir alanın büyüklüğüne göre belirleniyor" diye konuştu.
Hızlı gelişim nedeniyle "en büyük alışveriş merkezi hangisidir" sorusunun sıkça değiştiğini anlatan Soyuer, "Örneğin Cevahir, ilk açıldığında dünya ve Avrupa sıralamasında önemli büyüklükte sayılan bir merkezdi. Sonuç olarak 108 bin metrekare alana sahip ve bu iyi bir oran. Ama bu oran Cevahir'i dünyanın en büyüğü yapmıyor. Şu anda en büyük sıralamasında ilk dörtte Çin'de açılan alışveriş merkezleri bulunuyor” dedi.
Soyuer, İngiliz kriterlerinin ise merkezlerin bulunduğu lokasyon ve fonksiyonuna göre değiştiğini belirterek, alışveriş merkezlerinin, şehir içinde Town Center (Akmerkez), şehir kenarlarında (Kozyatağı Carrousel) ve perakende parkları (İKEA) gibi kategorilere ayrıldığını anlattı. Soyuer, İstanbul'daki alışveriş merkezlerinin, kent içindeki mekan sıkıntısı nedeniyle, şehir kenarlarına doğru kaydığına da dikkat çekti.
En büyük başka, en iyi başka
Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Derneği (AMPD) Başkanı Nurşin Oral ise, alışveriş merkezlerinin sadece boyutları çerçevesinde değil; ziyaretçi sayısı, mağaza adedi ve çeşitliliği, konumu ve benzeri pek çok kritere göre değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Oral, bu konuda referans olarak, AMPD'nin de üyesi olduğu ICSC'yi gösteriyor. ICSC'nin bu konuda güncellediği bir çalışması olduğunu hatırlatan Oral, "Avrupa için alışveriş merkezlerinin standartları belirlendi. Buna göre alışveriş merkezleri bölgesel ölçekli, orta ölçekli, küçük ölçekli veya outlet merkezleri, perakendeciler parkı, semt merkezleri gibi kategorilere ayrılıyor. Buna göre Cevahir'in açılmasıyla, Türkiye'de de üst bölgesel alışveriş merkezi kategorisinden bahsetmek mümkündür" dedi.
Metrocity Genel Müdürü Semet Yolaç de, alışveriş merkezlerinin öneminin, yer ve hedef kitlesine göre değiştiğini söyleyerek, “Her lokasyona aynı alışveriş merkezini koyamazsınız. En büyük olmak en iyi olmak anlamına gelmiyor” diyor. Yolaç, Türkiye'de özellikli alışveriş merkezlerine doğru bir gidişatın bulunduğunu belirterek, "Burada güçlü bir eğlence merkezi ya da farklı kompleksler olabiliyor" dedi.
“Salt bir bina yapmakla büyük olunmuyor. İyi olmak için çok fazla kriterin yerine getirilmesi gerekiyor” diyen Profilo Alışveriş Merkezi Genel Müdürü Nuri Aka ise, büyüklüğün yanında yerin, müşteri kitlesine uygun mağaza karması ve markaların bulunmasının da önemli olduğunu söylüyor.
6 milyar dolarlık pazar
Türkiye, alışveriş merkezi sayısı bakımından hala Avrupa'da sonuncu sırada bulunuyor. Cevahir Alışveriş Merkezi'nin açılması ile birlikte Türkiye'de kiralanabilir alışveriş merkezi alanı 1 milyon 900 bin metrekareye ulaştı. Bu konuda Türkiye'ye en yakın ülke olan Polonya'da bile, bu oran 3 milyon 500 bin metrekare.
Türkiye'de alışveriş merkezi sektörünün büyüklüğü yaklaşık 6 milyar dolara ulaşırken, mekanların sayısı hala 100'ü geçmedi. İstanbul'da 39 adet alışveriş merkezi bulunuyor. 2005 ve 2007 arasında, ülke genelinde yapımı planlanan alışveriş merkezi sayısı ise 46 ve bunların yarısından fazlası İstanbul'da hayata geçirilecek.
İstanbul’daki yeni projeler
İstinye Park, Maslak Teras, Doğuş Power Center, Kanyon Levent, Tat 2000, Tat Towers, Şişli Plaza, Forum TEM, Kale Home Center, Bakırköy Shopping Center, Doğuş Marktplatz, Westa Shopping Center, Atrius Shopping Center, M1 Meyden Phase II, Carrefour Maltepe Phase II, Galata Port Project, Carrefour Merter, Kozken Shopping Center.


Bin kişiye, 28 m2 alışveriş merkezi!
AMPD verilerine göre bin kişiye düşen kiralanabilir alışveriş merkezi alanı Norveç`te 734, İngiltere`de 230 metrekare iken Türkiye`de henüz 28 metrekare.
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı büyük mağazaların kuruluş ve çalışma koşullarını belirleyen yasa tasarısı taslağına son şekli verdi ama Türkiye , bin kişiye düşen alışveriş merkezi alanında Avrupa ortalamasının çok altında. Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Derneği (AMPD ) verilerine göre Türkiye `de bin kişiye düşen kiralanabilir alan (alışveriş merkezi içindeki mağaza alanı) 28 metrekare. Bu alan İstanbul `da 60 metrekareye çıkıyor. Oysa bu alan Norveç `te 734, İngiltere `de 230, İtalya `da ise 121 metrekare düzeyinde. Avrupa `nın 34 ülkesinde toplam 83.3 milyon metrekare kiralanabilir alan ve 4 bin 315 alışveriş merkezi bulunuyor. 13.5 milyon metrekare alışveriş merkezi kiralanabilir alanı ile İngiltere ilk sırada yer alırken onu 12.8 milyon metrekare ile Fransa takip ediyor. Türkiye `deki kiralanabilir alan 1 milyon 930 bin metrekare, alışveriş merkezi sayısı ise 102. İnşaat halinde ve planlananlarla birlikte Türkiye `de 136 yeni alışveriş merkezinin faaliyete geçmesi beklenirken 4 yıl içinde toplam alışveriş merkezi alanının da 3-4 milyon metrekareye ulaşacağı hesaplanıyor.
ANADOLU `DA GELİŞME Alışveriş merkezlerinin Türkiye `deki gelişimi 1988 yılına dayanıyor. Sektörde ilk olarak İstanbul öne çıkıyor. 1988-2000 yılları arasında açılan toplam 48 alışveriş merkezinin üçte biri İstanbul `da, geri kalanı Anadolu `nun 13 ilinde açılırken 2000`li yıllara gelindiğinde Anadolu da hareketleniyor. Özellikle 1999 ve 2004`te Anadolu `da alışveriş merkezi açılış hızı dikkat çekici bir şekilde artıyor.


Türkiye "nin tek alışveriş merkezi danışmanı Avi Alkaş bu konuda dünyada da önemli bir isim. Alkaş, alışveriş merkezleri konusunda Ortadoğu ve hatta Avrupa "nın ilerisinde olduğumuzu söylüyor.
O Türkiye "nin "Alışveriş merkezi danışmanı ". 11 senedir yerli yabancı tüm yatırımcı ve perakendeciler, alışveriş merkezi kurmadan önce ona danışıyor. Alkaş projeyi hazırlıyor ve yatırımcılara sunuyor. Kendi deyimiyle unu, yağı ve tüm malzemeleri doğru harmanlayıp alışveriş yapacak olana hoş tatlar verip yatırımcısına da iyi karlar sağlayacak, sektörde aşama kaydeden farklı örnekler oluşturacak, iyi bir helva yapmaya çalışıyor. İşte bu başarılı işadamı şimdiye kadar birçok alışveriş merkezine imza attı. Akmerkez , Carousel , Nautilius , Metrocity , İstinye Park , Olivium , Mayadrom , Profilo Alışveriş Merkezi , Flyinn , Kale Home Center , Maxi Shopping City bunlardan sadece bazıları. Biz de günden güne çoğalan alışveriş merkezlerini Avi Alkaş ile masaya yatırdık.
Şu an Türkiye "de toplam 188 aktif alışveriş merkezinin bulunduğunu söyleyen Alkaş "Bunların 61 tanesi İstanbul "da. Ama bunların dışında halen inşaat halinde 66, planlanan 84 tane alışveriş merkezi var. Bunlara da her geçen gün yeni projeler katılıyor" diyor. "Bu kadar çok alışveriş merkezine gerek var mı?" diye sorduğumuz Avi Alkaş "Bir geleneksel perakende, bir de organize perakende var. Semt pazarları ile cadde ve bina altı mağazalarını düşündüğümüzde Türkiye "de geleneksel perakendenin ağırlıkta olduğunu görüyoruz. Bunun organize perakendeye kayması için daha çok alışveriş merkezinin açılması gerektiğini düşünüyoruz. Ayrıca bu durum Türkiye "nin gelişmesi açısından da önemli" diyor.
SOKAK MAĞAZACILIĞI BİTECEK
"Bazı bölgelerde Avrupa "ya göre çok gerilerdeyiz ama Ankara "daki ve İstanbul "daki alışveriş merkezlerimizle Avrupa "nın üstüne çıkıyoruz" diyen alışveriş merkezleri danışmanı Alkaş, bizim mağazacılığımızın Ortadoğu "daki mağazalardan ve Doğu Avrupa "daki mağazalardan görsel sunum açısından çok daha iyi olduğunu söylüyor. Buna istinaden sokak mağazacılığının da belli bir süre sonra biteceğini söyleyen Avi Alkaş şöyle devam ediyor: "Günden güne büyük alışveriş merkezlerinin açılması ve insanların buralara akın etmesi mahallelerdeki anne baba mağazalarının bir süre sonra bitmesine neden olacak. Modern şehir planlamasında da sanıyorum doğrusu bu olacak."
Bunun sebeplerini de şu sözlerle açıklayan Avi Alkaş "Tüketici olarak baktığımızda sokaklardan alışveriş merkezlerine inanılmaz bir akış var. Dolayısıyla da bu durum daha çok alışveriş merkezi oluşumunu tetikliyor. İnsanlar artık hafta sonları gezmek için semt değil, "Acaba bu hafta hangi alışveriş merkezine gitsek" diye düşünüyor. Çünkü merkezlerin içinde artık dışarıda bulabileceğiniz her türlü şey var. İsteyen arkadaşlarıyla bir kafede oturur sohbet eder, ister sinemasına gider, ister yemeğini yer" diyor.
Elma ve tarçın kokusu alışverişi tetikliyor
Alışveriş merkezlerini yaparken insanların kendilerini iyi hissetmelerine öncelik verdiklerini anlatan Avi Alkaş "Bunu da başardık . Kadın ve çocuk mağazalarını bir arada bulunduruyoruz. Alışveriş merkezinin içine elma ve tarçın kokuları sıkıyoruz. Bu kokular alışverişin daha fazla yapılmasını sağlıyor . Merdivenlerin çalışma yönlerine de dikkat edin, hepsi tüm mağazaları görebileceğiniz şekilde tasarlanıyor" diyor.
Türkiye "nin bir outlet mağazacılığı cenneti olduğunu da sözlerine ekleyen Alkaş "Outletlerin arkası gelecek. Yakın zamanda daha birçok outlet alışveriş merkezleri açacağız. Tabii her zamanki gibi bu merkezleri hangi semtlerin ihtiyacı varsa, kimin yaşam tarzına uygunsa oralara açacağız. Çünkü üst tabakanın olduğu yere açılırsa kimse alışveriş yapmayacağı için kapanır " diyor.
Her birinin ayrı özelliği var
OLİVİUM bence bir başarı hikayesidir. Outlet üzerine yapılmış en iyi alışveriş merkezidir.
KALE CENTER tam bir halk merkezidir. Yani ne pahalı lüks bir merkez ne de outlettir. İkisinin ortasında herkese hitap edebilecek şekilde kurgulandı.
AKMERKEZ kesinlikle Türkiye "nin en iyi ve en özel alışveriş merkezi.
İSTİNYE PARK Çok farklı bir alışveriş merkezi oldu.
CITY "S şehriçi merkezi olarak farklı oldu.
ASTORIA "DA yine değişik bir örnek olarak karşımıza çıkıyor.
EN İYİ BEŞ ALIŞVERİŞ MERKEZİ
Akmerkez
İstinye Park
Ankara Armada
Carousel
Olivium
İSTİNYE PARK çok farklı bir alışveriş merkezi oldu.
CITY "S şehriçi merkezi olarak farklı oldu.
ASTORIA da yine değişik bir örnek olarak karşımıza çıkıyor.
Avi Alkaş kimdir?
Avi Alkaş Türkiye "de alışveriş merkezi danışmanı unvana sahip olan tek kişi. Halen ICSC "nin (Uluslararası Alışveriş Merkezleri Konseyi ) Avrupa Yönetim Kurulu Üyesi . Beş yıldır da Avrupa jüri üyeliğini yapıyor. Alışveriş Merkezi ve Perakendeciler Derneği "nin de kurucu üyesi ve başkan vekili. Ayrıca ICSC tarafından Dubai "de düzenlenen Alışveriş Merkezleri Uluslararası Mesleki Gelişim Okulu"na eğitmen olarak davet edilen ilk Türk uzmanı. Avi Alkaş bu işe Akmerkez "in genel müdürlüğünü yaparak başladı. Ardından Carousel , İzmit Outlet Center projelerinde yer aldıktan sonra 1997 yılında Alkaş Alışveriş Merkezleri Danışmanlık Ldt . Şti . adıyla kendi şirketini kurdu.

Piyasada `bakkal amca` kalmıyor
Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun , 2002-2006 yılları arasında 60 bin 938 bakkal esnafının mesleğini bıraktığını belirterek, `Alışveriş merkezlerinin sayılarındaki artış, beraberinde bazı problemleri de ortaya çıkarmıştır` dedi. CHP Antalya Milletvekili Feridun Fikret Baloğlu `nun bakkal esnafının sorunlarına ilişkin soru önergesini cevaplandıran Coşkun , Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Sicil Gazetesi `nin verilerine göre, 2002-2006 yılları arasında Türkiye genelinde 60 bin 938 bakkal esnafının mesleğini bıraktığını bildirdi.
Türkiye `de 1990`h yılların başlarında ivme kazanan marketleşme sürecinin, büyük bir gelişim gösterdiğine dikkati çeken Coşkun , `Her türlü tüketim maddesi ve ihtiyaç malzemesinin perakende ticaretinin yapıldığı ve `büyük mağaza` diye adlandırılan bu alışveriş merkezlerinin sayılarındaki artış beraberinde bazı problemleri de ortaya çıkarmıştır` görüşüne yer verdi.
Bu problemlerin önlenmesi amacıyla büyük mağazaların kurulması, ticari faaliyette bulunması ve denedenmesine ilişkin usul ve esasları düzenleyen Büyük Mağazalar Kanunu Tasarısı hazırlandığını belirten Coşkun , 4 ay önce TBMM Başkanlığı `na sunulan tasarının tüketici haklarına, modern kentleşmeye ve rekabet şartlarına olumlu katkı sağlanmasına yönelik düzenleme olduğunu vurguladı.
Kronolojik Gelişim http://www.sansursuz.com/haberler/templates/sansursuz-yazar.asp?articleid=58706&zoneid=7&y=63
Pazar yerinden alışveriş merkezlerine veya Macy’s gibi dev mağazalara doğru süreçte, ticari olduğu kadar sosyal ilişkiler açısından da alışveriş ortamları 2000 yıllık tarihleriyle epeyce aşama geçirmiş durumdalar. M.Ö. 7. yüzyılda, Yunancada insanların bir araya gelmelerini ifade etmek için kullanılan "agora" kelimesi, daha sonraki yüzyılda, "pazaryeri" anlamında kullanılmaya başlamıştı. Zaman içinde agora, sosyal, ekonomik, politik ve hatta dinsel unsurların birbirine karıştığı kentsel bir mekana dönüşerek yüzyıllar boyunca kent morfolojisi içindeki önemini korudu. Günümüzde verilen isimler de bu tür yerlere, galeria-karum-armada-capitol vs. hep bu devasalığı gösteren kelimeler.

M.Ö. 2.yüzyılda Roma'da, içinde meyveden, çiçeklere, canlı balıklardan Uzakdoğu'nun ender bulunan ürünlerine kadar bir çok malın satıldığı 6 katlı 150 dükkandan meydana gelen Trajan pazarları vardı. Günümüzün çok katlı, geniş alanlı, çok sayıda dükkanı bünyesinde bulunduran alışveriş merkezleri gibi. Ortaçağ Avrupası’nda alışveriş, sadece alt gelir grubu ve hizmetkarların yaptığı bir faaliyet olarak karşımıza çıkmakta ve dükkanlar okuma yazma bilmeyenlere yönelik simgeler ve işaretlerle tanıtılmaktaydı.
İlk mağaza vitrinleri ise, 16.yüzyılda Avrupa'da, cam yapım tekniğinin gelişmesi ile beraber ortaya çıkmıştır. Mağaza vitrini diyince New York’un yılbaşı dönemi vitrinlerinin sözünü etmeden geçmemek gerek. Özel tasarım vitrinler, Macy’s in her biri ayrı konuyu hikaye eden hareketli insan ve hayvan figürlerinin müzik eşliğinde animasyonlu vitrinleri olağanüstü güzellikteydi. Turistlerin ve gelip geçen herkesin durup vakit geçirdiği ve video-fotoğraf çekimi yaptığı yerler olmuştu bu vitrinler. Tarihi sürece devam edecek olursak, alışveriş yerlerinin bir araya toplandığı bulvar veya semtler, "her gün bir alışveriş günüdür" sözü ile insanları tüketim toplumu olma yolunda kendine çekmişti. Böylece alışveriş, tüm toplumda yaygınlaştırılmaya başladı.
Bu tarihsel gelişim içinde, Türkler de pazar yerleri ile alışveriş ortamını yakalamışlardı. Selçuklu ve Osmanlı döneminde giderek gelişen çoğalan haliyle hanlar-arastalar- kapalı çarşı gibi ticaret alanları kent merkezlerinin vazgeçilmez unsuru oldular. Diğer toplumlarda olduğu gibi Osmanlı toplumunda da alışveriş mekanları sosyal hayatın da önemli unsurlarıydı. Joson Goodwin'in Ufukların Efendisi adıyla Türkçeye çevrilen eserinde geçen şu cümle durumu özetliyor: "Osmanlı Devleti'nde herkes güzdüz pazara, sokağa çıkar, birbiriyle karışır, dini dili ne olursa olsun iş görür, dostluk kurar, akşam olduğu zaman herkes kendi evine çekilir ve orada adetine, dinine, geleneğine göre yemeğini yer, akşamını geçirir". Türk kentlerinde Avrupa ile eşzamanlı olarak sanayi devrimini yaşanmamasına rağmen, 18.yüzyılın sonlarından itibaren, Avrupa ile ticari ilişkiler gelişti ve kent merkezlerinde bir yanda geleneksel ticaretin devam ettiği mekanlar, diğer yanda yabancı tüccarların, toptancıların yer aldıkları yeni alanlar ortaya çıkmaya başladı.
Tarih boyunca değişik mekansal şekillerle karşımıza çıkmış olsalar bile, günümüzün alışveriş merkezleri ve mağazalarının benzer örnekleri 19.yüzyılda ortaya çıktı. 1852 yılında Paris'te Le Bon Marché isimli küçük bir tuhafiyeci dükkanının, sonradan içinde aynı marka altında bir çok ürünün satıldığı büyük bir mağazaya yani ilk departmanlı alışveriş merkezine dönüşerek Avrupa ve Amerika'da yaygınlaşması ile Bon Marche (Bonmarşe) ismi büyük mağazaları (department store) tanımlamakta kullanılan genel bir terim haline gelmiştir.

Türkiye’de İstanbul’da da bu terim bilinir oldu, açılan mağazalara bu isim verilmeye başlandı.
20.yüzyılın başlarından itibaren, kent merkezlerinde trafik sorunu, otopark problemleri, hava kirliliği, gürültü vs. gibi sorunlarla alışveriş açısından cazibesini kaybetmesine, yerleşim ve istihdamın kent merkezleri dışına kaymasına neden olmuş, günümüzde örneklerini gördüğümüz kent merkezi dışı “shoping mall” lar açılmıştır. Bu tür alışveriş merkezlerinin ilk örnekleri de Amerika'daki banliyölerde ortaya çıkmaya başlamıştır. Özellikle 1950'lerden sonra, kent merkezlerinde yapılan ticaretin hacmi azalmamış fakat beraberinde buna paralel olarak kent merkezi dışında açılan alışveriş merkezlerindeki ticaret daha yoğun hale gelmiştir. Benzeri süreç daha sonra Avrupa'da da yaşanmıştır. Son duruma baktığımızda, hem kent içi hem kent dışı alışveriş merkezleri veya büyük mağazalar işlevlerini paralel olarak yerine getirmekteler. Macy’s, Century 21, Marshalls, Manhattan Mall gibi merkezdekilerin yanı sıra, Macy’s in Long Island veya Brooklyn’deki merkez dışı alışveriş merkezlerinin de talep görmesi kaçınılmaz. Büyük şehirlerin bu paralel alışveriş seçeneği hep sürecektir, yürüyüş yolunun üzerinde girebildiğinle, arabayla veya metroyla gidilebilen şehir dışı alanlardakilerin cazipliği.

Amerika'nın en büyük alışveriş merkezi olan Minnesota'daki "Mall of America" her yıl ortalama 42 milyon kişi tarafından ziyaret edilmekteymiş. İstihdam açısından da alışveriş merkezleri önemli bir sektör oluşturmaktalar. 1997 verilerine göre sadece Amerika'da alışveriş merkezleri 10 milyon kişiyi, 2007 ise bunun üstünde çalışanı istihdam etmektedir. Alışveriş merkezleri endüstrisi, Uluslararası alışveriş merkezleri Derneği'nin (International Council of Shopping Centres- ICSC) 1957 yılında Amerika'da kurulması ile resmi organizasyonuna kavuşmuş ve aradan geçen kırk yıllık sürede ICSC 40 bin civarı üyesi bulunan dünya çapında bir kuruluş haline gelmiş. Bu çatı kuruluşun içinde Türkiye alışveriş merkezleri ve perakendeciler derneği de yer almakta.

Konuşmaya Giriş

Effective Speaking-Sedef Kabaş
Nehir Gergin
Hülya Öztekin
KONUŞMAYA GİRİŞ
Dinleyicinin dikkatinin en yoğun olduğu an, sunuşun başlangıcıdır.Giriş çok güçlü ve dikkat çekici olmalıdır.Kısa, net, anlaşılır,ilginç ve samimi olmalıdır.Beden dili,ses tonu,sözlerden oluşan ilk izlenim de konuşmada çok önemlidir.
Konuşmaya girişi 3 bölüme ayırabiliriz:
 Konuşmaya Girişin Kuralları
 Giriş İçin Yöntemler
 Planlama ve Yazılaştırma
1-Konuşmaya Girişin Kuralları:
 İlk İzlenim- Beden Dili
 Ses Tonu
 Sözler
 Dikkat- İlgi çekicilik
 Kısalık- Kısa ve net ve anlaşılır cümle kullanmak

Yapılmaması Gerekenler:
 Teşekkür etmek
 Özür dilemek
 Aşırı resmi başlamak
 Fazla samimi olmak
 Espri ile başlamak

Teşekkür ederek, özür dileyerek, konuşmaya başlamamak gerekir.Fazla samimi veya fazla laubali olmak da konuşmada olmaması gerekenlerdendir.Espri ile başlamak da bazen bizi tehlikeye sokabilir.Öyle ki yaptığımız espri beğenilmediği takdirde dinleyicilerin gözünde ilk olumsuz puanımızı almış oluruz.
2- Giriş İçin Yöntemler:
Konuşmaya girişte bir çok yöntem uygulanmaktadır.Bunlardan bazıları;
 Konunuzun başlığı üzerinde durarak başlamak
 Güncel bir olayı anlatarak başlamak
 Etkili bir alıntı yaparak başlamak
 Bir kıssa anlatarak başlamak
 Bir soru sorarak başlamak
 Tesadüfi bir giriş yaparak başlamak
 Problemi soruya çevirerek başlamak
 Şiir okuyarak başlamak (konuyla ilgili olması şartıyla)
 Kendinizden bahsederek başlamak
 Şaşırtıcı, ürkütücü ifadeler kullanarak başlamak
 Bir düşüncenin yanlış olduğunu belirterek başlamak
 Mizahı kullanarak başlamak
 Merak uyandırarak başlamak
 Bir şey göstererek başlamak (resim,video,slayt gibi)

Bu yöntemlerden birisi ile konuşmaya başlayabiliriz.Ayrıca insani ve mesleki niteliklerin de olması gerekir.İnsani nitelikler: sempatik,barışçıl, saygı, alçakgönüllük,sevecenlikMesleki nitelikler: konuyu iyi bilmesi, dinleyiciyi yakından tanıması, yenilikçi,iyi iletişim, tüm dinleyicilerin katılımını sağlaması.
Konuşmak Bazen Sadece Birkaç Saniye
M.Ö. 44 yılı Sezar, Roma Senatosu’nun önünde almış olduğu 23 hançer darbesiyle yerde yatıyordu. Sezar'ın sert ve haris politikalarının Roma'yı yıkmakta olduğuna ve halk için en iyi yönetimin cumhuriyet rejimi olduğuna inanan Brütüs, Sezar’ın kanı yerde akarken Roma Forumu’ndan Romalılara seslendi. “Ulu Roma’nın insanları, Sezar’la dosttuk, onu çok severdim. Fakat Roma’yı Sezar’dan ve Sezar’ın Roma’yı sevdiğinden daha çok seviyordum. Demokrasi’nin Roma’da yaşaması, Roma insanlarının mutluluğu için Sezar’ın diktatörlüğünün son bulması gerekiyordu.”
Bu seslenişin ardından Sezar’ın Dışişleri bakanı ve Sezar’a çok bağlı olan Mark Antuan, Sezar’ın cesedi önünde birkaç söz söylemek için Roma Forumunda kürsüye çıktı. Roma halkı ikiye bölünmüştü. Antuan gözleri yaşlı olarak Sezar’ın hatırasını anlatan bir konuşma yapmaya başladı.
Doğru zamanda doğru girişler yapmak, doğru kelimeleri seçmek ve dinleyiciyi etkilemek için çift yönlü nir iletişim stratejisi izlemek hedefe ulaşmanıza yardımcı olur.
Herkes ‘’Sevdiğini’’ Öldürür
“Roma Halkı, Brütüs ve arkadaşları şerefli insanlardır, size sizin bildiğiniz şeyleri anlatacağım. Sezar bir diktatördü, fakat Roma’yı ve Romalıları severdi, Roma onun vatanıydı her şeyden daha çok ilgiliydi. Arkadaşlar, Romalılar, yurttaşlar buraya Sezar’ı methetmeye değil gömmeye geldim. Hatırlayın, Roma’da yoksullar inlediklerinde Sezar’da ağladı, Sezar şerefli bir insandı, ….”
Bu sözler üzerine Romalılar Sezar’ı öldürenler aleyhine bağırıp çağırmaya başladılar. Bu etkili hitabet Sezar aleyhine esen rüzgarı tersine çevirdi. Romalıları coşturdu. Sezar’ı öldürenler başka yerlere kaçarak canlarını kurtardılar. Brütüs ise kaçtıktan bir sene sonra intihar etti.
Brütüs kılıçla, Antuan sözle öldürdü.Kim kazançlı? Cevap:Mark Antuan
Bu örnekte de gördüğümüz gibi ve Mark Antuan’ın yaptığı gibi uzunca bir zaman planlanmış ve istenen sonucu vermesi beklenen senaryolar bazen hüsrana sebep olabiliyor.Bunun sebebi dinleyicinin hassasiyetlerini doğru tesbit ederek yapılmamış bir giriş konuşması da olabilir.Mark Antuan liderliği alırken, Brütüs bir süre sonra intihar etti.
Hedef Kitle Analizi
Yaşlılar her şeye inanırlar. Orta yaştakiler her seyden kuşkulanırlar. Gençler de her şeyi bilirler.O.Wilde
Konuşacağımız hedef kitleye uygun kelimeler seçilmelidir.Örneğin;Selamünaleyküm,Hayırlı İşler, Allaha Emanet Olun,Merhaba,Kendinize İyi Bakın,Bye Bye,Görüşürüz,Hoşçakalın vb.Bunların tamamını heryerde rastgele kullanamayız.Günlük dilde kullanıyoruz ama hayatımızın büyük bir kısmında sunum yapıyoruz.
Bunların yanında din,dil,ırk,gelenekler,siyasi görüşler,sosyal durum,ekonomik seviye,eğitim durumu,medeni hal gibi yönlerden bir değerlendirme yapılmalı ve bu analizi göz önünde bulundurarak bir giriş konuşması hazırlamalıyız.
Siyaset ve Pazarlama için bunlar özellikle çok hassas noktalardır.Mutlaka başka alanlarda da önemli ama kişisel tercihlere en fazla hitap edilen Siyaset ve Pazarlama alanlarında hedef kitle analizi çok önemlidir.
Söyleyeceklerimizi Planlama
Konumuzu seçtik, amacımızı belirledik konumuz ve amacımızla ilgili olarak bilgileri de topladık, konuşmamızı hazırlamış sayabilir miyiz
Kuşkusuz hayır.Buraya değin yaptığımız iş, bir ev yaptıracak kişinin ön hazırlığına benzer.Evi yaptıracak kişi yeri seçmiştir,kullanılacak materyalleri ve araçları hazırlamıştır.Ama evi yaptırabilmesi için bu hazırlık yetmez.Evin kaç katlı olacağı, kat planları, büyüklüğü, geçişleri vs.bilmesi gerekir.Bunu da bir mimara yaptıracağı plan gösterecektir.
Eğer böyle bir plan yaptırmadan evin yapımına girişirse, kullanışsız, güzellikten yoksun bir yapı ortaya çıkacaktır.
Bir konuşma ya da yazı hazırlarken de durum böyledir.Konuyu seçmek, amacı belirlemede, bu amaç için gerekli bilgileri toplamak yetmez.Bunları belirli bir düşünsel düzen, yani plan içinde ele almak gerekir.
Güzel ve etkili bir konuşmanın ana kurallarından biri de, söylediklerimizin ölçülü ve biçili düzenle yapılandırılmasıdır.Konuşmamızda söyleyeceklerimizi belli bir sırayla vermezsek, dinleyicilerimiz rahatlıkla bizi izleyemez.Bu yönden neyi nerede söyleyeceğimizi bilmek zorundayız.Neyi nerede söyleyeceğimizi bilmeye de terimsel söyleyişle ‘’konuşmanın planlanması ‘’ diyoruz.Konuşma planı, konuşmamızda söyleyeceklerimizin ilgi ve önem derecesine göre sıralanmasıdır.Konuların akış sıralaması da buna uygun olmalıdır.
 Planlamayı yaparken dikkat etmemiz gereken noktalar var.
 Belirtmek istediğimiz her noktayı özlü ve akıcı cümlelerle belirtmeliyiz.Öyle ki bu hem kendi zihnimizde hem de dinleyicilerimizin zihnine kolayca yerleşecek şekilde olmalıdır.
 Birbirine benzeyen nitelikte olmamalıdır.
 Her nokta konuşmamızın temel amacıyla ilgili ya da birbirini tamamlayan nitelikte olmalıdır.
 Her bölüm için uygun ana başlıklar seçilmelidir.

İyi Bir Plan Yapmak
 İyi düzenlenmiş bir konuşmanın üç bölümü vardır.Bunlar; konuyu tanıtma, tanıtıp geliştirme, konuyu bir sonuca bağlama.
 Tanıtım Bölümü:En yalın anlatımla, konuşmamızda üzerinde duracağımız, hakkında söz söyleyebileceğimiz konuyu tanıtma, dinleyicilerimizi bizi dinlemeye çağırmak demektir.Konuşma metninde bu bölümün görevi, ele aldığımız konuyu dinleyicilerimizin ilgisini çekecek bir yolla ortaya koymaktır.
 Bu bölümün uzunluğu, taşıyacağı nitelikler doğrudan ya da dolaylı oluşu, içinde bulunacağınız koşullara, dinleyicimizin durumuna, konumuzun türüne bağlıdır.Genellikle konuşmalarda şu türlü tanıtma biçimi uygulanır.Konuşma metninin tanıtma bölümünü hazırlarken duruma göre bunlardan birini seçer, konuşmaya girişimizi bunlardan biriyle yaparız.
Tanıtma Şekilleri
 Ayrıntısız ve Doğrudan Tanıtma:Bu tür tanıtmada birkaç cümle içerisinde neyin üzerinde duracağımızı, ne hakkında konuşacağımızı kısaca belirtir, hemen konunun tartışılmasına geçeriz.Buna özetlemeli giriş ya da özetlemeli tanıtma da denir.
İlgi Ve Duygulara Yönelik Tanıtma:Kimi durumlarda konuyu doğrudan ortaya koyma yerine, dinleyicilerimizin ilgilerine, duygularını harekete geçirici bir tanıtma şekli seçeriz.Daha başta dinleyicilerimizi coşkulandırmak, edilgen bir durumdan etkin bir duruma geçirmek için bu yolu seçeriz.Konuyu sunuşta, duygulara seslenmeyi, birtakım yargılarla onların konuya karşı ilgilerini canlandırmayı amaçlarız.Örneğin;Yunus Emre’nin dizeleri ile konuşmaya başlamak vs. Örnekler çoğaltılabilir
Açıklamalı Tanıtma:Soyut ya da teknik bir konu üzerinde konuşacaksak açıklamalı tanıtma yolunu seçeriz.Öncelikle konuşmamızın anahtar kavram ve terimlerini açıklarız.Bunlar üzerinde herkesin değişik izlenim ve anlam yüklemesi sözkonusu olabilir.Ayrıca, kimi durumlarda üzerinde konuşacağımız konu ya da sorunun öncesini de kısaca açıklamamız gerekebilir.Böylece dinleyicilerimizin bakışını belirli bir noktaya yönlendirir, sorunu hangi açıdan ele alacağımızı adaha baştan belirlemiş oluruz.
Kişilerin hassasiyetlerini bilmek ve bunlara göre bir giriş konuşması yapmak çok önemlidir. Küresel düşün,yerel uygula.

Kültürlerarası İletişim'de Gelenek-Din-Toplum

Nehir Gergin-pr

Kültürlerarası İletişim

Toplumlar çeşitli yönlerden ayırılabilir.Bunlardan biri de Antropologların ayrımına göre geleneksel toplumlar ve modern toplumlar olarak da ayırılabilmesidir.

Buna göre farklı toplumlardan gelen düşünürlerin geleneksel toplum-modern toplum karşılaştırmalarına bakmakta yarar var.

Emile Durkheim(Fransız)

Geleneksel Toplumlar: Mekanik Dayanışma:Toplum üyelerinin benzerlikleri tarafından bir arada tutulur.

Modern Toplumlar: Organik Dayanışma:Toplum, kendisini oluşturan parçaların birbirine bağımlı olması ve ortak simgelere bağlılık tarafından bir arada tutulur.

Ferdinand Tönnies(Alman)

Geleneksel Toplumlar: Gemeinschaft(Topluluk):Geleneksel kurallar insanlar arasında bir evrensel dayanışma ruhu yaratır.

Modern Toplumlar:Gesellschaft(Toplum):Toplum rasyonel öz çıkarları yansıtan, bilerek formüle edilmiş bir sosyal sözleşme tarafından yapılandırılır.

Lewis Henry Morgan(Amerikalı)

Geleneksel Toplumlar:Ortak akrabalık kolektif kimlik için temeldir.

Modern Toplumlar:Ortak bölge kolektif kimlik için temeldir.

Sir Henry Maine(İngiliz)

Geleneksel Toplumlar:Statü:Bir kişinin hakları ve ilişkileri doğumdan kaynaklanan toplum içindeki konum yoluyla belirlenir.

Modern Toplumlar:Sözleşme:Bir kişinin hakları ve ilişkileri diğerleriyle olan, görüşülerek belirlenen ama yasal açıdan da bağlayıcı nitelik taşıyan anlaşmalar tarafından belirlenir.

Max Weber(Alman)

Geleneksel Toplumlar:Büyü,Gelenek:İnsanlar çevrelerindeki dünyayla canlı bir bütünün katılımcıları olarak ilişki içindedir;meşruluk ilahi kaynaklardan türetilir;konumlar ve ilişkiler sosyal statü tarafından belirlenir.

Modern Toplumlar:Ussallık,Modernite:İnsanlar kendilerini doğal dünyadan ayrı olarak görürler;meşruluk kanıtlanmış erdemden türer;kurumlar verimlilik için düzenlenir.

Lucien Levy Bruhl(Fransız)

Geleneksel Toplumlar:Mantıksal öncesi düşünme:’İlkel ‘ halkların düşüncesi mantıksız olmasa da mistik ve sınırlıdır.

Modern Toplumlar: Mantıksal düşünme :Modern düşünce mantık ve bilimsel yöntemin egemenliğindedir.

Bu bilim insanları geleneksel toplumları modern toplumların tam karşıtı olarak gördüler.Yine bu bilim insanlarına göre yukarıda da belirttikleri üzere geleneksel toplumlar geçmişten gelen, üzerine düşünülmemiş ya da belli sınırlara dayanınca söylenmesi zor düşüncelerle bir arada bulunuyorlar.Geleneksel toplumlar din,gelenek,ritüeller,akrabalık gibi paydalar etrafında toplumlaşmıştır.Modern toplumlar ise ussallık,modernite,ortak bölge,mantık,rasyonalite gibi kavramlar etrafında toplumlaşmıştır.

Bu düşünceler Dünya’ya pekçok düşünce akımı ve beraberinde değişimler getirdi.Bunlardan biri de ‘’Popüler Kültür.’’Aslında popüler kültür sadece bir düşünce akımı olarak nitelenemez.Bu büyük bir haksızlık olur.

2006 Temmuz’unda Londra’da yaşadığım bir olaydan yola çıkarak çalışmamı şekillendireceğim.Bir Dil Okulu’nda Mr.Granville’ın dersiydi.Mr.Granville aslen Güney Afrika asıllı bir İngiliz vatandaşıydı ve siyahi idi.Sınıfta benim haricimde bir Türk daha vardı. Birgün Granville içinde bulunduğumuz birden çok kültürlü ortamda olduğumuz için kültürlerarası farkları anlamamıza yardımcı olmaya çalışıyordu.Sınıfta Güney Koreli, İtalyan, Fransız, Perulu, Japon, Rus ve Türk öğrenciler vardı.

Güney Afrika’dan bahsetmeye başlamıştı.Konu Mandela’dan açılmıştı ve bir süre sonra siyah-beyaz ırk ayırımı olmuştu konumuz.Sonra din ile konu ilintilendi.Ve kendisinin bir Hristiyan olduğunu söyledi.Ancak Güney Afrika’da yaşayan Müslümanlar olduğunu da belirtti.Ve bunlar haricinde bazı yerel inanç sistemleri olduğunu da özellikle belirtti.Sonra o inanç sistemlerinde Müslümanlarınkine benzer inanışlar olduğunu, Avrupalı Hristiyanlar ile onların dini kültürleri arasında en azından İnanç konusuna farklı bakıldığını söyledi.Örneğin Avrupa’da ruhundan şeytan çıkartmaya giden,cin çıkartmaya giden Hristiyan yoktur, varsa da Kilise’ye gidip Rahiple konuşur ama orada büyücülere giden Hristiyanlar var,dedi.Bu anda benim de aklıma Türkiye’de hocalara,büyücülere giden insanlar geldi.Bu noktada sınıftaki diğer Hristiyan öğrenciler bunu çok ilginç buldu.Hatta saçma olduğunu o tür varlıkların olduğuna inanmadığını söyleyenler oldu.Bunların ancak ilkel toplumlarda olacağını da ifade ettiler.Bu noktada Batı’nın Orientalizmi bakış açılarında yerini alıyordu ancak siyah da olsa geleneksel de olsa ilkel de olsa Güney Afrikalılara Hristiyan oldukları için tam manasıyla orientalist bir açıyla bakamıyorlardı ki ciddi bir ikilem içinde kaldıkları açıkça belli oluyordu.Konuyu doğrudan ya da dolaylı olarak ekonomik kalkınmışlıkla açıklamaya çalıştılarsa da bu konu daha farklı bir şekilde değerlendirilmesi gerektiği için yorumları tükendi.Güney Afrika’daki Hristiyanların hepsi değil ama bir kısmı hala geçmişlerinden gelen ya da çevrelerindeki insanların inanışlarındaki ritüellerden etkileniyordu ya da etkilenmişti.Bu sırada aklıma kabus gören, gece uykusunda rahatsızlanan çocukları ülkemizde ‘’kurşun döktürmeye’’ götürdükleri geldi.Bunu araştırdım ve İslam’da böyle birşey olmadığı bunun çok eski Türk inanışlarından geldiğini öğrendim.Bizim de dini ritüellerimiz arasına aslında İslami olmayan ritüeller girmiş.Aynı şekilde Güney Afrika’daki Hristiyanların da.İki Ülkenin toplumlarına bakınca benzerlikler ortaya çıkıyor.Biz de yukarıda ifadeleri yeralan bilim insanlarına göre geleneksel toplumuz Güney Afrika da.Bizi de geçmişte ve bugün dini temeller etrafında milletleştirmeye çalıştılar, onları da Hristiyanlık etrafında aynı şekilde milletleştirmeye çalıştılar.Sonra Granville butür şeylere ben de inanmıyorum ama size orada bunların olduğunu söylüyorum,dedi.Evet ben de inanmıyorum,dedim.Yani bizim dinimizde de olmayan pekçok şey varmış gibi gösteriliyor .İnanmıyorum o batıl inançlara ama,bunlar batıl inanç değilde gelenek de olabilir mi düşündüm.Eğitim durumu, ekonomik durum, sosyokültürel durum bu konulara bakışı etkiliyor sonucuna vardım.Granville 12 yaşında İngiltereye gelmiş ve iyi eğitimli biriydi, iyi para kazanan biriydi ve gerçekten İngiliz kültürüne büyük ölçüde entegre olmuş biriydi.Tabi burada kesinlikle unutulmaması gereken şey Güney Afrika’da uzun yıllar süren bir İngiliz hakimiyetinin olduğudur.Ama bu esnada diğer Türk arkadaşım büyünün, kötü ruhların, sebebi bulunamayan hastalıkların, Tanrı tarafından bazı şeylerin geldiğini ve mesela insanın içine şeytan girebilir gibi birşeyler söyledi.Oysa ki o da Üniversite öğrencisiydi. Sonra öğrendim ki ailesi 1990’larda İstanbula gelmiş ve kökenlerinde İslamiyetin baskın olduğu bir bölgede yaşadıkları vardı.Benim kökenimse bugünkü Bulgaristan topraklarından 1800’lerin sonlarında göç etmiş insanlar.Yani Hristiyanlarla içiçe bir yaşam sürmüşler.Bizim yaşam tarzımıza da, ritüellerimize de ,buradan etkilemeler olmuştur.Bu kesin sebep değildir ve altında çok daha derin araştırmalar yaparak neler olduğunu bulabiliriz ama bunun da etkisi muhakkak.İşte burada din ile gelenek bir anda karışıyor.Gelenekleri etkileyen faktörler farklılıkları ortaya koyuyor.

Bu noktada Claude Levi-Strauss’un Geleneksel Toplum-Modern Toplum değerlendirmesi hayli açıklayıcı;Kültür ne doğal ne de yapaydır.Ne genlerden ne de rasyonel düşünceden kaynaklanır, zira kültür icat edilmemiş olan veişlevleri ona itaat edenlerce genellikle anlaşılmayan davranış kurallarından oluşur.Bu kuralların bazıları farklı türden toplumsal yapılarda edinilmiş geleneklerin kalıntılarıdır(...)ve her bir insan grubu bu yapılardan geçmiştir.Diğer kurallar belirli amaçlar uğruna bilinçli olarak kabul edilmiş ya da değiştirilmiştir.Ama hiç kuşku yoktur ki, genetik özelliğimiz tarafından miras alınan içgüdüler ile akıldan esinlenilen kurallar arasında, bilinçsizce edinilen kurallar daha önemli ve daha etkili olmayı sürdürmektedir;zira aklın kendisi(...)kültürel evrimin bir nedeni olmaktan ziyade bir ürünüdür.

Popüler Kültürün tektipleştirdiğini, aynılaştırdığını düşünürsek aslında Levi Strauss’unsöylediklerinde popüler kültürün de köklerini bulabildiğimiz açıklaması aklıma geleneklerin ortadan kalkmasına da sebebiyet veren popüler kültürün en sonunda bu manada bizi götüreceği nokta nedir sorusunu getirdi.Doğru ayrım yapmazsak zenginliklermiz olarak nitelendirilebilecek şeyler de batıl dediğimiz, içi boş dediğimiz şeylerle birlikte hayatımızdan çıkacak.Doğru ayrımı yapmak için empati yapmalıyız, demoratik düşünmeliyiz, kişinin etrafına zarar vermedikçe kendine zarar verebilme hakkı olduğunu unutmamalıyız.Ancak doğruya ulaşabilmesi için gerekli niteliklere sahip olabilme fırsatını vermeliyiz ki doğrunun ne olduğuna kendisi karar versin.Aksi takdirde herkes için ortak doğruların sınırını çok genişletirsek bu hakkı vermemiş olacağız.Bu da toplumsal uzlaşıdan uzaklaştırıp, toplumsal çatışmaya götürecektir.

15 Kasım 2009 Pazar

Sosyal Medya'nın Kullanımı

Ülkemizde Sosyal Medya'nın kullanımının önemi artmaya devam ediyor.Sosyal Medya'nın avantajları arasında hem etkili hem de maliyetinin düşük olması da var.Alışılagelmiş medya mecraları da kullanılıyor ve kullanılmalı da ancak farklılıklar da takip edilmeli ve trendlere uyum sağlanmalı.Bu durum Sivil Toplum Kuruluşları, Şirketler, Siyasi Partiler, Kamu Kurumları ve Şahıslar'ın marka imajı bakımından değerlendirilebilir.Çift yönlü bir iletişim sistemi içerisinde kişinin daha fazla etkilendiği ve seçici hedef kitle'nin internet kullanımının daha yüksek olduğu bilinmektedir.Sadece çift yönlü iletişim olması değil, daha eğlenceli ve adından görüldüğü gibi sosyal olması cazibesinin artmasına sebep oluyor.Yakın gelecekte Sosyal Medya'nın daha da aktif ve verimli kullanılması gerekecek. Çünkü bu yöne doğru çok hızlı bir yönelim var.Bugün Facebook'un değeri milyar dolarlar ile ölçülüyor.Bunun yanında Twitter da aynı şekilde.Artık medya birey merkezli bir duruma geçiyor.Büyük kitleleri etkilemek yerine daha küçük ve hedef kitleye yönelen bir mantıkla medya'yı kullanmanın doğruluğu anlaşılıyor.Sosyal Medya mantığını pazarlamada Sosyal Pazarlama(social marketing) olarak görüyoruz.Dünya'da Sosyal Pazarlama ağları kurarak büyük cirolar ve karlar elde eden dev şirketler mevcut.İçinde sosyallik olan tanıtım,pazarlama,iletişim yöntemleri çok büyük oranda başarı yüzdeleri sağlıyor.Türkiye olarak hem kurumlar ve kuruluşlar bazında hem de bireysel anlamda bu fırsatları görmeliyiz ve Sosyal Medya'yı doğru ve yerinde kullanarak tanıtım etkinliklerimizi hem daha etkili hem de daha düşük bir maliyetle yapabiliriz.

19 Ekim 2009 Pazartesi

Hasfikir

Her fikir ve yorum paylaşılmalıdır ki gelişsin,geliştirsin.Bu blog kendince bu amaca hizmet etmeye çalışacak.Henüz hangi konu hakkında fikir paylaşacağımız belli değil bunun için de fikir bekliyorum:)