Powered By Blogger

20 Aralık 2009 Pazar

Kültürlerarası İletişim'de Gelenek-Din-Toplum

Nehir Gergin-pr

Kültürlerarası İletişim

Toplumlar çeşitli yönlerden ayırılabilir.Bunlardan biri de Antropologların ayrımına göre geleneksel toplumlar ve modern toplumlar olarak da ayırılabilmesidir.

Buna göre farklı toplumlardan gelen düşünürlerin geleneksel toplum-modern toplum karşılaştırmalarına bakmakta yarar var.

Emile Durkheim(Fransız)

Geleneksel Toplumlar: Mekanik Dayanışma:Toplum üyelerinin benzerlikleri tarafından bir arada tutulur.

Modern Toplumlar: Organik Dayanışma:Toplum, kendisini oluşturan parçaların birbirine bağımlı olması ve ortak simgelere bağlılık tarafından bir arada tutulur.

Ferdinand Tönnies(Alman)

Geleneksel Toplumlar: Gemeinschaft(Topluluk):Geleneksel kurallar insanlar arasında bir evrensel dayanışma ruhu yaratır.

Modern Toplumlar:Gesellschaft(Toplum):Toplum rasyonel öz çıkarları yansıtan, bilerek formüle edilmiş bir sosyal sözleşme tarafından yapılandırılır.

Lewis Henry Morgan(Amerikalı)

Geleneksel Toplumlar:Ortak akrabalık kolektif kimlik için temeldir.

Modern Toplumlar:Ortak bölge kolektif kimlik için temeldir.

Sir Henry Maine(İngiliz)

Geleneksel Toplumlar:Statü:Bir kişinin hakları ve ilişkileri doğumdan kaynaklanan toplum içindeki konum yoluyla belirlenir.

Modern Toplumlar:Sözleşme:Bir kişinin hakları ve ilişkileri diğerleriyle olan, görüşülerek belirlenen ama yasal açıdan da bağlayıcı nitelik taşıyan anlaşmalar tarafından belirlenir.

Max Weber(Alman)

Geleneksel Toplumlar:Büyü,Gelenek:İnsanlar çevrelerindeki dünyayla canlı bir bütünün katılımcıları olarak ilişki içindedir;meşruluk ilahi kaynaklardan türetilir;konumlar ve ilişkiler sosyal statü tarafından belirlenir.

Modern Toplumlar:Ussallık,Modernite:İnsanlar kendilerini doğal dünyadan ayrı olarak görürler;meşruluk kanıtlanmış erdemden türer;kurumlar verimlilik için düzenlenir.

Lucien Levy Bruhl(Fransız)

Geleneksel Toplumlar:Mantıksal öncesi düşünme:’İlkel ‘ halkların düşüncesi mantıksız olmasa da mistik ve sınırlıdır.

Modern Toplumlar: Mantıksal düşünme :Modern düşünce mantık ve bilimsel yöntemin egemenliğindedir.

Bu bilim insanları geleneksel toplumları modern toplumların tam karşıtı olarak gördüler.Yine bu bilim insanlarına göre yukarıda da belirttikleri üzere geleneksel toplumlar geçmişten gelen, üzerine düşünülmemiş ya da belli sınırlara dayanınca söylenmesi zor düşüncelerle bir arada bulunuyorlar.Geleneksel toplumlar din,gelenek,ritüeller,akrabalık gibi paydalar etrafında toplumlaşmıştır.Modern toplumlar ise ussallık,modernite,ortak bölge,mantık,rasyonalite gibi kavramlar etrafında toplumlaşmıştır.

Bu düşünceler Dünya’ya pekçok düşünce akımı ve beraberinde değişimler getirdi.Bunlardan biri de ‘’Popüler Kültür.’’Aslında popüler kültür sadece bir düşünce akımı olarak nitelenemez.Bu büyük bir haksızlık olur.

2006 Temmuz’unda Londra’da yaşadığım bir olaydan yola çıkarak çalışmamı şekillendireceğim.Bir Dil Okulu’nda Mr.Granville’ın dersiydi.Mr.Granville aslen Güney Afrika asıllı bir İngiliz vatandaşıydı ve siyahi idi.Sınıfta benim haricimde bir Türk daha vardı. Birgün Granville içinde bulunduğumuz birden çok kültürlü ortamda olduğumuz için kültürlerarası farkları anlamamıza yardımcı olmaya çalışıyordu.Sınıfta Güney Koreli, İtalyan, Fransız, Perulu, Japon, Rus ve Türk öğrenciler vardı.

Güney Afrika’dan bahsetmeye başlamıştı.Konu Mandela’dan açılmıştı ve bir süre sonra siyah-beyaz ırk ayırımı olmuştu konumuz.Sonra din ile konu ilintilendi.Ve kendisinin bir Hristiyan olduğunu söyledi.Ancak Güney Afrika’da yaşayan Müslümanlar olduğunu da belirtti.Ve bunlar haricinde bazı yerel inanç sistemleri olduğunu da özellikle belirtti.Sonra o inanç sistemlerinde Müslümanlarınkine benzer inanışlar olduğunu, Avrupalı Hristiyanlar ile onların dini kültürleri arasında en azından İnanç konusuna farklı bakıldığını söyledi.Örneğin Avrupa’da ruhundan şeytan çıkartmaya giden,cin çıkartmaya giden Hristiyan yoktur, varsa da Kilise’ye gidip Rahiple konuşur ama orada büyücülere giden Hristiyanlar var,dedi.Bu anda benim de aklıma Türkiye’de hocalara,büyücülere giden insanlar geldi.Bu noktada sınıftaki diğer Hristiyan öğrenciler bunu çok ilginç buldu.Hatta saçma olduğunu o tür varlıkların olduğuna inanmadığını söyleyenler oldu.Bunların ancak ilkel toplumlarda olacağını da ifade ettiler.Bu noktada Batı’nın Orientalizmi bakış açılarında yerini alıyordu ancak siyah da olsa geleneksel de olsa ilkel de olsa Güney Afrikalılara Hristiyan oldukları için tam manasıyla orientalist bir açıyla bakamıyorlardı ki ciddi bir ikilem içinde kaldıkları açıkça belli oluyordu.Konuyu doğrudan ya da dolaylı olarak ekonomik kalkınmışlıkla açıklamaya çalıştılarsa da bu konu daha farklı bir şekilde değerlendirilmesi gerektiği için yorumları tükendi.Güney Afrika’daki Hristiyanların hepsi değil ama bir kısmı hala geçmişlerinden gelen ya da çevrelerindeki insanların inanışlarındaki ritüellerden etkileniyordu ya da etkilenmişti.Bu sırada aklıma kabus gören, gece uykusunda rahatsızlanan çocukları ülkemizde ‘’kurşun döktürmeye’’ götürdükleri geldi.Bunu araştırdım ve İslam’da böyle birşey olmadığı bunun çok eski Türk inanışlarından geldiğini öğrendim.Bizim de dini ritüellerimiz arasına aslında İslami olmayan ritüeller girmiş.Aynı şekilde Güney Afrika’daki Hristiyanların da.İki Ülkenin toplumlarına bakınca benzerlikler ortaya çıkıyor.Biz de yukarıda ifadeleri yeralan bilim insanlarına göre geleneksel toplumuz Güney Afrika da.Bizi de geçmişte ve bugün dini temeller etrafında milletleştirmeye çalıştılar, onları da Hristiyanlık etrafında aynı şekilde milletleştirmeye çalıştılar.Sonra Granville butür şeylere ben de inanmıyorum ama size orada bunların olduğunu söylüyorum,dedi.Evet ben de inanmıyorum,dedim.Yani bizim dinimizde de olmayan pekçok şey varmış gibi gösteriliyor .İnanmıyorum o batıl inançlara ama,bunlar batıl inanç değilde gelenek de olabilir mi düşündüm.Eğitim durumu, ekonomik durum, sosyokültürel durum bu konulara bakışı etkiliyor sonucuna vardım.Granville 12 yaşında İngiltereye gelmiş ve iyi eğitimli biriydi, iyi para kazanan biriydi ve gerçekten İngiliz kültürüne büyük ölçüde entegre olmuş biriydi.Tabi burada kesinlikle unutulmaması gereken şey Güney Afrika’da uzun yıllar süren bir İngiliz hakimiyetinin olduğudur.Ama bu esnada diğer Türk arkadaşım büyünün, kötü ruhların, sebebi bulunamayan hastalıkların, Tanrı tarafından bazı şeylerin geldiğini ve mesela insanın içine şeytan girebilir gibi birşeyler söyledi.Oysa ki o da Üniversite öğrencisiydi. Sonra öğrendim ki ailesi 1990’larda İstanbula gelmiş ve kökenlerinde İslamiyetin baskın olduğu bir bölgede yaşadıkları vardı.Benim kökenimse bugünkü Bulgaristan topraklarından 1800’lerin sonlarında göç etmiş insanlar.Yani Hristiyanlarla içiçe bir yaşam sürmüşler.Bizim yaşam tarzımıza da, ritüellerimize de ,buradan etkilemeler olmuştur.Bu kesin sebep değildir ve altında çok daha derin araştırmalar yaparak neler olduğunu bulabiliriz ama bunun da etkisi muhakkak.İşte burada din ile gelenek bir anda karışıyor.Gelenekleri etkileyen faktörler farklılıkları ortaya koyuyor.

Bu noktada Claude Levi-Strauss’un Geleneksel Toplum-Modern Toplum değerlendirmesi hayli açıklayıcı;Kültür ne doğal ne de yapaydır.Ne genlerden ne de rasyonel düşünceden kaynaklanır, zira kültür icat edilmemiş olan veişlevleri ona itaat edenlerce genellikle anlaşılmayan davranış kurallarından oluşur.Bu kuralların bazıları farklı türden toplumsal yapılarda edinilmiş geleneklerin kalıntılarıdır(...)ve her bir insan grubu bu yapılardan geçmiştir.Diğer kurallar belirli amaçlar uğruna bilinçli olarak kabul edilmiş ya da değiştirilmiştir.Ama hiç kuşku yoktur ki, genetik özelliğimiz tarafından miras alınan içgüdüler ile akıldan esinlenilen kurallar arasında, bilinçsizce edinilen kurallar daha önemli ve daha etkili olmayı sürdürmektedir;zira aklın kendisi(...)kültürel evrimin bir nedeni olmaktan ziyade bir ürünüdür.

Popüler Kültürün tektipleştirdiğini, aynılaştırdığını düşünürsek aslında Levi Strauss’unsöylediklerinde popüler kültürün de köklerini bulabildiğimiz açıklaması aklıma geleneklerin ortadan kalkmasına da sebebiyet veren popüler kültürün en sonunda bu manada bizi götüreceği nokta nedir sorusunu getirdi.Doğru ayrım yapmazsak zenginliklermiz olarak nitelendirilebilecek şeyler de batıl dediğimiz, içi boş dediğimiz şeylerle birlikte hayatımızdan çıkacak.Doğru ayrımı yapmak için empati yapmalıyız, demoratik düşünmeliyiz, kişinin etrafına zarar vermedikçe kendine zarar verebilme hakkı olduğunu unutmamalıyız.Ancak doğruya ulaşabilmesi için gerekli niteliklere sahip olabilme fırsatını vermeliyiz ki doğrunun ne olduğuna kendisi karar versin.Aksi takdirde herkes için ortak doğruların sınırını çok genişletirsek bu hakkı vermemiş olacağız.Bu da toplumsal uzlaşıdan uzaklaştırıp, toplumsal çatışmaya götürecektir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder